« Önceki | Sonraki »

23/9/2006

Diskografi

Albümler
Elemental (1985)
To Drive the Cold Winter Away (1987)
Parallel Dreams (1989)
The Visit (1991)
The Mask and Mirror (1994)
The Book of Secrets (1997)
Live in Paris and Toronto (1999)

Kısa Kayıtlar
A Winter Garden: Five Songs for the Season (1995)
Live in San Francisco (1995)
Words and Music (1997)

Single'lar
"The Mummers' Dance" (1997)
"Marco Polo" (1998)

Video'lar
"The Mummers' Dance" (1997)
"Bonny Swans" 

Diğer
No Journey’s End (yarım saatlik belgesel; DVD)

Elemental

loreena mckennitt’in ilk albümü, sadece birkaç gün içinde doldurulmuş, celtic müzikle loreena’nın mükemmel sesini ilk kez buluşturan ve bir “ilk albüm” için aslında gerçekten çok iyi olan bir albüm. bu albümde loreena mckennitt çizgisinin ne olacağını çoktan göstermiş bize, kellswater, she moved through the fair gibi irlanda halk ezgilerini seslendirmenin yanında, william butler yeats’in stolen child şiirini de yerel bir irlanda ezgisiyle bize sunmuş ve gönüllerimizde daha ilk albümle yerini kurmuş. lullaby ile douglas campbell bize albümün bittiğini ve huzurlu bir uykuya dalmamız gerektiğini öğütlüyor. ta ki bir sonraki şahesere kadar…

to drive the cold winter away

kışı ve sonbaharı daha güzel yansıtan, daha hüzünlü ve belki de daha yüce, başka hiçbir albüm olmadığına yürekten inanıyorum. bir mükemmel albüm daha ancak sonrakilere bakarak bu albümün biraz sıkıcı olduğunu düşünebilirsiniz, bunun tek bir nedeni vardır o da şarkıların kış temasıyla dolup taşmış olması. çoğu noel ve yeni yılı karşılama şarkıları olan bu albümde, loreena’nın yazdığı bir müzik var ki tartışmasız albümün en iyisi diyebilirim. snow. kar yağarken açılır bu şarkı pencere kenarında ve kar’ın etrafınızı sessizce ve biraz bile ürperti vermeden sarması beklenir. başarının tek koşulu yine loreena mckennitt… bunun dışında albüm geleneksel şarkılardan oluşuyor ve celtic müzik açısından çok güzel bir kaynak sayılabilir.

Parallel dreams

“bu albümdeki, sekiz parça incelendiğinde hayal dünyasına geçişimizin ötesinde, rüyalar bizler için, şuur ve şuuraltı, gerçek ve gerçek dışı, kuvvetli ve zayıf arasında geçişi temin eden, bir araç vazifesi görüyorlar.” demiş loreena bu albüm hakkında bilgi verirken. dickens’ dublin’i ve huron beltane fire dance’i dinlerken buna inanmamak mümkün mü peki? sonraki albümlere göre belki vasat gelebilir ama standartlara göre o kadar iyi bir albüm ki aslında parallel dreams… yine de loreena mckennitt’in türkiye’ye en az getirilen albümü olarak geçmiştir kayıtlara. albüm bütünlüğü içinde hepsi bir rüyadan geçip bir diğerine uyanmak belki de tekrar uyumak gibi algılanmalı…

The visit

gözümde loreena mckennitt’in en iyi üç albümünden biri olan the visit’i tanımlayabilecek çok söz yok benim için aslında. her şarkı ayrı bir güzellik her şarkı ayrı bir yaratıcılık. tek tek bahsetmek istiyorum aslında şarkılardan; all souls night, ki loreena’nın en sevilen şarkılarından (en bilinen de aynı zamanda) biridir, bir şenlik havasındadır bu şarkı, zaten all souls night aslında bir pagan bayramıdır. bundan sonra ise geleneksel bir irlanda şarkısı, bonny portmore. ve bir yan flüt sever ve çalar olarak ilk çaldığım ilk denediğim ilk göz ağrım olan bir şarkı ki adı between the shadows. bir müzik beni ancak bu kadar etkileyebilirdi hele de bu kadar basit ve sadeyken… ardından 10 dk boyunca bizi bizden alan the lady of shalott. sözleri alfred tennyson’un. lancelot’a aşık shalott hanımının acıklı hikayesidir bu şarkı ve loreena’nın sesiyle öyle güzel birleşmiştir ki acıyı son kıtada hep beraber yaşarız:

but lancelot mused a little space
he said, "she has a lovely face;
god in his mercy lend her grace,
the lady of shalott."

neredeyse herkesin söyleyegeldiği greensleeves ise loreena yorumuyla biraz değer kaybetmiştir gözümde. yine çok güzel söylüyor loreena ama nedense kasetten dinlerken hep sararım kasedi hiç hoşlanmamışımdır bu yorumdan, belki de albüm kapağında yazılan, hatır için söylendiği ibaresini gördüğümdendir. devam edersek hepimizin adımız gibi bildiğimiz tango to evora çıkar karşımıza. nilüfer’in caddelerde rüzgar gibi sözlerle bence rezil ettiği mükemmel bir şaheser olan bu şarkıyı duyunca “aa nilüfer” diyenleri kılıçtan geçiresim gelse de yapılacak bir şey olmadığını bildiğimden susuyorum. sustum hatta. neyse. yine muhteşem bir uyku şarkısı, otobüs yolculuklarında loop’a alınıp dinlenecek bir güzellik courtyard lullaby. ardından gelen ise hayatımda tattığım en güzel zevklerden birine beni ulaştırmış bir şarkı… the old ways…

as you turned to go i heard you call my name,
you were like a bird in a cage spreading its wings to fly
"the old ways are lost," you sang as you flew
and i wondered why.
hala anlayamadım neden olduğunu…

The mask and the mirror

bana fazla geliyor açıkçası bu kadar güzellik, bu kadar -deyim yerindeyse- tanrısallık. hayatımda dinlediğim en güzel albümlerden biri –ki diğerleri arasında da loreena mckennitt albümleri var- ve bana derinden etkisi olmuş şarkıları barındıran bir… şey. albüm değil bu kutsal bir şey.
en iyi celtic şarkı dalında ödül kazanmış bir şarkı var bu albümde the mystic’s dream ki çok haklı bir başarı bu. bir çağrı bu şarkı, geçmişe, aşka veya geleceğe. hayal gibi ve yine mükemmel. bundan sonra gelen ise beni ilk dinlediğimde o kadar şaşırtmıştı ki, acaba yanlış kaseti mi koydum demişimdir. the bonny swans’dan bahsediyorum. bu şarkıda elektro gitar tonları duydum zira. bu yüzden çok şaşırmıştım ilk başta ama o kadar seviyorum ki bu şarkıyı, sekiz saatlik bir ankara yolculuğu boyunca sadece bu şarkıyı dinlemişliğim var. çok güzel, çok geleneksel, çok aykırı, muhteşem. herkesin bildiği bir şarkı santiago –dinleyin hemen hatırlayacaksınız- ve orient ezgilerini taşıyan çok güzel bir marrakesh night market bekliyor sizleri bunların dışında. mükemmel bir albüm, hoş hepsine böyle dedim ben değil mi…

A winter garden

5 adet şarkı. üçü yeniden düzenleme noel şarkıları, biri snow’un tekrar yorumlanışı, biri de klasik ingiliz halk şiiri seeds of loveve loreena’nın güzel bestesi. kaseti açar açmaz ilk düşündüğüm şey “yine mi doğu! eh herkes kullanıyor zaten.” ama işin aslı öyle miydi? tabi ki değildi. yeniden düzenlenen şarkılar; coventry carol ve god rest ye merry gentlemen’de öyle güzel kullanmış ki loreena mckennitt’in şu sözlerine “hem de nasıl!” demekten kendimizi alamıyoruz: “ümid ederim, tütsü ve sarı sakız çiçeğinin kokularını hissedebilirsiniz.”
hem de nasıl!

The book of secrets

ama yeter. ben daha yeni bu kadar mükemmellik bana göre değil dedim. bir insanın istisnasız bütün şarkıları nasıl güzel olabilir, nasıl hepsi çok sevilebilir, nasıl hepsi beyne kazınmış olabilir. olmamalı. işte bu yüzden diyorum hala: “eğer oralarda bir yerde bir tanrıça olsaydı loreena, sesi senin gibi olurdu…”
bu albüm de yine sözlerimi kanıtlıyor. hayatımda dinlediğim en güzel şarkılardan biri; the highwayman bu albümde. muhteşem bir hikayeyi öyle güzel bestelemiş, öyle güzel yorumlamış ve vurgulamış ki hayatımda ağlamadığım kadar ağladım ben bu şarkıda. çok güzel, çok… çok işte… etkili. bunun dışında loreena yine geleneksel öğelere yer verse de çoğunlukla kendi söz ve müziklerini kullanıyor çok da iyi ediyor. night ride across the caucasus ile ülkemize yaptığı ziyaretlerin etkilerini görebiliyoruz, zira kendisi artvin’e yani kafkasların en saf yerlerine gitmiş, orada yerel ozanlarla tanışmıştı. marco polo ise bir gezginin ancak yapabileceği güzellikte dolaşıyor dünyayı peşinde çınlayan davullarla, zurnalarla. mükemmel bir orient yorumu daha. albüm genel olarak yine çok iyi tek bir kötü şarkı yok vs vs vs. insan sıkılıyor açıkçası inceleme yazarken bir noktadan sonra ama yazmasam da ayıp olacak gibi sanki… seni seviyorum loreena ya…

Live in paris and toronto

işte bir live albüm böyle olmalı! daha ne kadar güzel olabilirdi ki zaten? muhteşem bir ses ve canlı performans. çok güzel kayıtlar. bu iki cd’lik kayıtta, en güzel albümleri the visit, the mask and mirror ve the book of secrets’dan eserleri seslendirmiş loreena. bazıları asıllarından daha sıcak, daha içten, bazılarıysa daha kasvetli ve görkemli. alkışlar çınlamaya devam etmeli sürekli… yetmemeli. the old ways’in live versiyonu o kadar güzel ki, orijinalini açmıyorum bile. highwayman’in de aynı şekilde… muhteşem bir ses. muhteşem bir performans. uzatmamalıyım artık. kendimi tekrarlıyorum…

evet albümleri kendimce neden beğendiğimi, neden tavsiye ettiğimi, loreena’dan neden etkilendiğimi yazmaya çalıştım. albümlerin hiçbirini almanızı istemiyorum aslında. hepsi bana kalmalı, kimsenin ne dinlemesini hazmedebilirim, ne de albümün içindeki yazıları. ama anlatmadan da duramadım… böyle karmaşık bir ruh hali içindeyim işte. beni yolculuklarda, yollarda yalnız bırakmayan, kendimi yollara vurmaya iten beni, her şeyi arkamda bırakıp yolculuğa çıkmamı bir gün sağlayacak bir insan loreena mckennitt.

oraya varmak değil zaten önemli olan. önemli olan yola çıkmak. bir şekilde yolda olmak, bir şeyler yapmak. uğraşmak. işte bana bunu öğreten insan loreena mckennitt…

“a traveller has no fixed plans, and is not intend on arriving…”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: ihaydar | Tarih: 2008-02-14 21:23:28
    Konu: Muhteşem ses
    Loreena'yı dinleyipte beğenmeyenin müzikkulağına şaşarım. İlk olarak 1999 gibi dinledim The Mask and Mirror albümü idi o günden sonra müptelası oldum resmen.. telefonumda onun için özel albüm açtım sürekli yanımda sürekli dinliyorum..
    Tek kelime ile süper bir ses. Geçen sene yada 2 sene önce İstanbul'a konsere gelmişti. Gitmek için çok uğraştım ancak :(((
    Dinlemeyen varsa şiddetle önerilir...

    Bağlantı »

  2. Yazan: Soner | Tarih: 2007-02-09 09:57:18
    Konu: Loreena McKennitt -Greensleeves
    Arkadaşım bence loreena mckennitt greensleveesi o mükemmel sesiyle çok daha içten söylemiş.Tamam parçanın özü hareketli ama.sonuçta yeni bir tarz yaparak parçayı bu hale getirmiş bence mükemmel olmuş.Aşırı duygusal. çok derinden etkiliyor beni.

    Bağlantı »